Hayatımızın her yerinde sınav. Geçmeler, kalmalar, not
vermeler, değerlendirmeler, karar vermeler... bazen en önemli şey haline gelir
sınavlar. O iki dudak arasından geçecek olan karar sözcükleri her şeyden önemli
olur. Her şeyi siler sadece ona odaklanırız. Kağıtta gördüğümüz puanlar o kadar
önemli olur ki hayata dair her şeyden ödün veririz. Kısacası sonrasını biçimlendirmek
için şu andan vazgeçeriz. Belirsizliğe yelken açmak adına gemideki her şeyi
fırlatırız zamanın soğuk sularına.
Seni seviyorumlar, özledim bitanemler, canım acıyor anne çok
sıkıldımlar, hadi bugünde dışarı çıkalım kafamız dağılsınlar zamanı değil
sözcükleriyle yer değiştirir adeta. Hüzünler, özlemler, sevgiler, sevinçler,
gözden düşecek iki damla yaş ertelenmiştir adeta. İtilmiştir bir köşeye öksüz
çocuk gibi. Bir memurun bugün git yarın gel demeleri gibi suratsız yüzümüzle
öteleriz onları sürekli. Tek derdimiz ygs puanındaki yükseklik, yerleştirildin
yazısı, kpss puanındaki bize evet yaptın diye göz kırpan yüksek rakamlar
atandın istediğin yer oldu yazan çıktı, yada ne biliyim işte sınavdan sonrası.
Peki kaybettiğimiz onca anı, yaşayabileceğimiz onca zamanı etüt salonlarında,
dershane köşelerinde, öğretmen peşlerinde geçirmenin bize sadece bir anlık tebessümden
başka kattığı ne oldu? Sonrası için planlarımız ne? Atandık diyelim 2 gün
sevinip sonrasında şu sözler dökülecek ağzımızdan; atandığım yer nasıl bir yer
acaba, sorunlarla karşılaşır mıyım, ya öğrencilerimle iletişimimde sorun
yaşarsam… ve daha niceleri. Herhangi bir üniversitenin herhangi bir fakültesine
yerleşmekse amacım bu sefer ne olacak; buradan nefret ediyorum, ailemi özledim,
bu meslek umduğum gibi değil ve daha neler neler… peki bunları aslında neden
söylüyoruz hiç düşündünüz mü? Aşırı hayalperest yada hayatın fazlasıyla kötü
olduğu için, olacak her şeyin bizi mutsuz edeceği içinde değil. Tek neden
‘MUTLU OLMAYI UNUTMUŞLUĞUMUZ’. Kendimiz okadar kapattık ki ders çalışmak adına,
geleceğimiz adına iletişim kurmayı, mutlu olmayı, hayatı öylesine kabul etmeyi
unuttuk. Hatta sevmeyi, sevilmeyi unuttuk, insanları dinlemeyi, sinemaya gidip
sadece film izlemeyi unuttuk. Kronometrenin düğmelerine bağladık zihinlerimiz,
ellerimizi kalemlerle kenetledik, ne olursa olsun bırakmam seni dedik Leyla olduk
sınav kağıtlarına, mecnun olduk ders anlatımlarına, ferhatın dağları delmesi
gibi koştuk dershanelere. Gerçekten sevdik sandık bunları, gerçekten
ihtiyacımız olanın bu olduğunu sandık. Ama şunu atladık; insan tek yönlü
değildir. Bilişsel ihtiyaçlardan öte duyuşsal ihtiyaçları vardır. Bunları
karşılamadan yaşamanın imkansızlığını yaşayarak öğrendik. Bir kerede
anlayacağımız coğrafi keşifleri 3, biyoçeşitliliği 5 kere okuduktan sonra
anladık. Matematiğe ben seni anlamıyorum, seni sevemiyorum tripleri attık. Ama
anlamadık bir türlü sorun onda değil bizdeydi. Sevmeyi unutmuş kalplerimizde…
:D
Şimdi baştan başlayalım hadi. Seni seviyorum hayat diyin.
Çıkın dışarı çiçeğe, böceğe, uçan kelebeğe, sizi sokan arıya, üşüten havaya,
üzen sevgilinize, güldüğünüz arkadaşlarınıza seni seviyorum diyin.
Duygularınızı doyurun. Kimse size tamamen hayatıda çalışmayı da bırakın
demiyor. Sonra masanın başına geçin tekrar alın elinize kitabı yavaş yavaş
sindire sindire çalışın. Sadece aradaki dengeyi koruyun.